V For Vendetta ve Simülasyon

Klasik anlatı sinemasının temel amacı iktidarın söylemini kitlelere icbar etmektir. Hollywood, yani Los Angeles şehrinin kuruluşu bu amaç üzerinedir. Hollywood sinemasının kuralları katıdır ve kendi anlayışı dışına çıkmaya izin vermez. V for Vendetta filmi klasik anlatı sinemasının bir örneğidir yani öyküleyici bir anlatımı tercih eder. Bu da giriş, gelişme, sonuç şeklinde ilerler. Bu anlamıyla klasik anlatı sineması, sinemanın ideolojiyle iç içe geçişinin bir ürünüdür. Baudrillard’ı seçim sebebim de budur. Boudrillard’ın temel olarak yaptığı simülasyon kuramı üzerinden iktidarı ve ideolojiyi çözümlemektir. Ben de bu sebepten dolayı V for vendetta’yı ve Boudrillard teorisini seçtim.

V for Vendetta filmi birçok açıdan tartışılması gereken öğeler barındırıyor. Bu film politik düzeyi yüksek bir film olarak algılanmaktadır. Ancak filmin politik düzeyi ana karakterin intikam duygusuyla engellenmiştir. İlk olarak Amerikan süper kahramanlarının hikayelerini anlatan çizgi roman şirketi Detective Comics (DC) tarafından ortaya çıkan “V” karakteri, sinema filmi ile izleyici ile buluşmuştur. Çizgi romanlarda daha anarşist bir yapıda bulunan “V”, Hollywood’un dokunuşlarıyla baskıcı rejime tek başına kafa tutan, intikamcı ve özgürlükçü bir karakter haline gelmiştir. Bu filmi Analiz ederken Jean Boudrillard’ın ortaya attığı kuramdan faydalanacağım. Bahsettiklerimin hepsini gerçekleştirebilmek için filmle ilgili bilgi sahibi olmak şarttır.

Filmle ilgili analizde Boudrillard’ın “Holocaust” isimli televizyon dizisi ile ilgili çıkarımlarına ve simülasyon teorisine yer veriyor olmamın en önemli sebebi, V for Vendetta filminin geleceği anlatan ama aslında geçmişe vurgu yapan yönü oldu. Hikayede 2020 yılındaki baskıcı faşist iktidar 1940’lı yılların Avrupasını anlatır niteliktedir. Gelecekte geçiyor olmasına rağmen hikaye, bir nebze günümüz demokratik iktidarlarının bir nebze de geçmiş faşist iktidarların propaganda yöntemleri ve iktidarı elinde tutmak için kullandığı yöntemleri barındırıyor. Tıpkı Nazi Almanya’sında olduğu gibi azınlık unsurların yok sayılması ve yok edilmesi üzerine birçok unsur bu filmde mevcut. Müslümanlar, homoseksüeller ve hatta göçmenler ile ilgili -özellikle eşcinsellik ile ilgili vurgu filmin başından sonuna kadar göze batacak niteliktedir, Filmin yapımcılarından Lana Wachowski’nin cinsiyet değiştirmiş olması bu durumu açıklayabilir-  Lewis Prothero’nun programında söyledikleri ve Muhafazakar Parti iktidarının eylemlerinden görebilmekteyiz.

Baudrillard Teorisi

Baudrillard’ın kuramında üç temel unsur vardır. Bunlar; Simülakr, Simüle Etme ve Simülasyondur. Burda Simüle etmek, gerçek olmayan bir şeyi gerçekmiş gibi gösterme çabasıdır yani –mış gibi yapmaktır. Simülasyon ise belli araçlar vasıtasıyla yeni bir gerçeklik üretimidir. Simulakr ise bir gerçeklik olarak algılanmak isteyen görünümdür. Örneğin, Hollywood, simülasyonun kendisiyken, V for Vendetta filmi simülakrdır.

 V For Vendetta Filminin Analizi

Wachowski Brothers’ın yapımcılığını ve senaristliğini üstlendiği film, Matrix üçlemesinde çalışan ekiple birlikte hareket etmiştir. Sinema teknikleri açısından Matrix filmleriyle benzer yönleri bulunan film A.B.D-Almanya ortak yapımıdır.

Film Guy Fawkes isimli tarihi karakterin hikayesini anlatarak başlar. Guy Fawkes İngiliz tarihinin en büyük haini olarak bilinir. 17.yy başında, Westminister Sarayı’ndaki İngiliz Parlamento Binasını, o yılki aristokrasi zirvesinde havaya uçurmayı planlayan 12 barut komplocusundan birisidir. Guy Fawkes’un tarihteki önemi saray mahzenlerinde barut dolu fıçılarla yakalanmış olmasından gelmektedir. Guy Fawkes, filmin ana karakteri olan “V” ye ilham olmuş ve bunun sonucu olarak “V” bütün eylemlerini Guy Fawkes kostümüyle gerçekleştirmiştir. Fakat filmin senaryosunda anlaşıldığı gibi Guy Fawkes, anarşist-devrimci değildir ve filmde bahsedildiği anlamıyla “özgürlük” için saraya saldırı düzenleyen birisi değildir. Fawkes, Protestan İngiliz kraliyetinin başta olduğu aristokratik monarşi yönetiminin yerine Katolik bir rejim isteyenlerdendir. Hatta Hollanda’da mezhep savaşlarında Katolik İspanya ordusu saflarında savaşmıştır. İngiliz tarihciler, Fawkes’un başarısızlığının İngiltere demokrasisinde önemli bir zincir olduğunu eğer bu olay başarıyla sonuçlansa idi demokrasinin gecikeceğini öne sürmüşlerdir. Bu sebeptendir ki her 5 Kasım’da Fawkes maskeli oyuncak bebekler ateşe atılır ve bu gün havai fişeklerle kutlanır. Filmin başında okunan “remember remember the fifth of november” mısralarıyla başlayan şiir de Kral 1.James’in Fawkes’un eylemini gerçekleştirememesi üzerine yazdırdığı bir şiirdir. Şiir’in sonunda Katolik papaya da hakaret dolu sözler bulunmaktadır. Ancak Filmin senaryosunda Fawkes fikirleri uğruna ölen bir özgürlükçü, şiir ise o fikirlerin bir simgesidir. Fawkes’dan ilham alan “V” karakteri, film boyunca kendisine yapılanların intikamını alır ve en sonunda Guy Fawkes’un gerçekleştiremediğini gerçekleştirerek parlamento binasını havaya uçurur.

Filmin geçtiği dönem ve şartları şöyledir. 2020 senesinde İngiltere, yaşadığı olumsuzluklar sonucu baskıcı bir faşizan yönetime tabii tutulmaktadır. Bu iktidar halkı maniple ederek kontrol altında tutmaktadır. Filmin başlarında “Londra’nın Sesi” programı gösterilir burada programının sunucusu Lewis Prothero isimli karakter 2020 senesinde ekonomik olarak kötü durumda olan A.B.D üzerinden yaptığı yorumla birlikte İngiltere’nin bu duruma Muhafazakar Parti iktidarı sayesinde düşmediğini inceden inceye anlatmaktadır ve eşcinsellere Müslümanlara ve bunun gibi azınlıkta kalan “ötekileştirilen” gruplara adeta kin kusmaktadır. Televizyon aracılığıyla konuşturulan Prothero, aslında faşist iktidarın işleyişini bize anlatır. Bu durumla ilgi Baudrillard’ın “Holocauste” eleştirisindeki şu cümlesi bize yol gösterir:

“Televizyon her türlü tarihsel olaya son verebilen gerçek çözümdür. Televizyonda Yahudiler gaz odaları ya da fırınlardan geçirilerek değil ses ve imge şeritlerinden geçirilerek yok edilmektedir. Böylelikle unutma, yani yok etme sonunda estetik bir boyuta da sahip olabilmekte ve sonunda kitlesel bir düzeye ulaşarak geçmişe ait görüntüler içinde eriyip yok olmaktadır.” [1]

Bu filmde 1940’lı yılların faşist yönetimlerine bir vurgu olduğundan yine aynı şekilde bir tekrar üretim vardır. Baudrillard’ın bahsettiği unutma ve yok etme bu şekilde gerçekleşmektedir.

2020 İngiltere’sinde geceleri sokağa çıkma yasağı vardır ve hükümetin belirlediği “kolcular” sokağın tek hakimidir. “V”, Eve Hammond isimli karakterin sokağa çıkma yasağı olduğu bir saatte kolcular tarafından tacize uğraması sebebiyle olaya müdahale eder ve bu sebeple tanışmış olurlar. 4 Kasımı 5 Kasıma bağlayan gece Eve’yi kurtaran “V” Eve’yi yanında götürerek adalet sarayını havaya uçurur. Ancak BTN isimli televizyon kanalında olay çarpıtılır ve bunun eskiyen adalet sarayının devlet tarafından gerçekleştirilen bir yıkım işlemi olduğu bir terörist eylem olmadığı halka anlatılmaya çalışılır. Bunun üzerine kanal binasını basan “V” televizyon kanalı vasıtasıyla halka seslenir ve halkı gelecek 5 Kasımda parlamento binası önünde toplanmaya çağırır. Burdaki olayda Nazi SS subaylarını andıran kolcular, her şeye muktedir konumdadır. Adalet sarayını insanlara bir şeyler anlatmak için patlatan “V” nin bu eylemini boşa çıkarma görevi ise televizyonundur. Yine bu tutum da 2.Dünya savaşındaki Nazi Almanya’sında görülen propaganda bakanlığının uygulamalarına benzemektedir. Filmin bunu yeniden üretmesinin sebebini Boudrillard’ın holocaust ile ilgili yaptığı şu yorumla anlayabiliriz. Baudrillard’ın televizyon üzerinden yaptığı yorumu sinema üzerinden yapmamız gerekmektedir:

“Bu olay trajik, ancak geçen zaman nedeniyle sıcaklığını yitirmiş, soğuk bir olaydır. Bu daha sonra başka biçimlerin içine yerleşen (buna soğuk savaş, vs. de dahildir) soğuk, soğutucu özelliğe sahip, caydırıcı ve yok edici sistemlere ait ve soğuk kitleleri de kapsayan (bu katliam sırasında öldükleri için bu olayla daha da yakından ilgilenen, muhtemelen onu yönlendiren en kızgın kitle, bu işe ölümüne inanmış ve kendi ölümlerinden de emin olan Yahudiler’dir) ilk önemli olaydır. Bu soğumuş olay televizyon adlı soğuk iletişim aracıyla yeniden ısıtılarak, bu görüntüler karşısında caydırıcı özelliğe sahip gerçek bir ürperti hissedecek ve heyecan duymadan izleyecek, kendileri de soğuk olan kitlelere sunulacaktır. Sonuç olarak gerçek katliam bir tür iyi niyetli bir felaket estetiğiyle unutulmaya mahkum edilecektir.” [2]

Hikayede Muhafazakar partinin iktidarını koruma yöntemleri ise çok ilginçtir. Biyolojik silahlar üreten iktidar, kendi halkını düzmece biyolojik-terörist saldırılarla baskı altında tutar. Bu saldırılar sonucu 100.000’e yakın insan öldürülmüştür. Sahte suçlular ise idam edilmiştir.  Bu biyolojik silahların deneyleri daha önce yine halk üzerinde yapılmış ve “V” takma isimli karakterimiz bu çalışmaların sonucu olarak ortaya çıkmıştır. “V” bu deneyler sırasında kendisiyle ilgili her şeyi unutmuş ve 5 Kasım günü laboratuarda çıkan büyük patlamadan yanmasına rağmen sağ olarak kurtulmuştur. “V” yanına almak zorunda kaldığı Eve Hammond’ı kendi geçtiği yoldan geçirerek ve fikirlerini aşılayarak “devrime” hazırlar. Hikayenin özü de buradadır. “V” esasında kendisine ve kendisi gibi olanlara yapılanların intikamını almanın peşindedir.

5 Kasım yaklaştıkça panikleyen parti üyelerini birbirine düşüren “V”, eyleminin ve intikamının bir parçası olarak 5 Kasım günü Başbakan Adam Sutler ve en yakınındaki Creedy isimli karakteri öldürür. Ancak bu esnada aldığı yaralar sonucu kendisi de ölür. Ölürken Eve ile diyalogunda eylemin son aşamasını gerçekleştirme kararını halkı temsilen Eve’nin vermesini ister. Eve isimli karakter Parlamento binasını hava uçuracak eylemin son aşamasını gerçekleştirir. Bu patlamayı milyonlarca kişi izlemiştir. Filmin sonunda maskelerini çıkaran halkın içinde hikaye esnasında ölenler de bulunmaktadır. Film bu Faşist yönetim yapısı ve “devrim” kavramıyla geldiği noktada Baudrillard’ın tarih ve sinema ile ilgili yorumu önem kazanmaktadır:

“Faşizmi anlatan filmlerden yola çıkarak bunların faşizmin yeniden canlanmasına neden olacağına inanmak safça bir düşüncedir. Artık faşist bir dönemde yaşadığımız için, vahşeti retro süzgecinden geçirilerek, estetize edilen faşizm yeniden çekici bir görünüme sahip olabilmektedir.” [3]

Bu filmde anarşizmin özlemi, baskıcı ve baskıyı direkt olarak gösteren yönetime duyulan özlemdir. Çünkü baskı olmazsa isyan edilecek bir şey kalmayacaktır. Ancak Baudrillard’ın da dediği gibi aslında bu tür yapıtlarla gizlenen şey faşizmden daha da beter olan sistemi gizlemektir.

Sonuç

Son söz olarak bir şeyler söyleyecek olursak; V for Vendetta filmini Baudrillard üzerinden çözümlememin sebebi klasik anlatı sinemasının ideoloji ile olan ilişkisini göstermektir. Bu amaçla V for Vendetta filmini içeriği ve sahneler üzerinden Baudrillard’ın simülasyon teorisini kullanarak analiz ettim. Sinemanın bir sanat olmasının yanında algıyı iktidarın söylemi üzerinden şekillendiren bir yönü de vardır. Bu açıdan sinema özellikle klasik anlatı sineması iktidar ve ideoloji ile iç içe geçmiştir. Baudrillard’ın esasında temel olarak yaptığı şey, iletişim teorisi üzerinden iktidarı çözümlemektir. Bu amaçla Baudrillard teorisi klasik anlatı sinemasının çözümlenmesi için çok önemli bir yerde durmaktadır.

Emirhan UYSAL

DİPNOTLAR VE KAYNAKÇA

  • Jean Boudrillard, Simülakrlar ve Simülasyon, Doğubatı, Ankara, 2011, s.79.
  • Jean Boudrillard, a.g.e., s.80.
  • Jean Boudrillard, a.g.e., s.73.