Köleler ve Efendiler

Bir hükumetin bozulması için genel olarak iki yol vardır: Biri hükumetin daralması, öbürü de devletin dağılması.

Bir hükumetin sıkışıp daralması, büyük sayıdan küçüğe, yani demokrasiden aristokrasiye, aristokrasiden krallığa geçmesiyle olur. Hükumetin doğal eğilimi budur…

… Kamu görevi yurttaşların en başta gelen işi olmaktan çıktığı ve yurttaşlar kendileri çalışacak yerde, paralarıyla hizmet görme yolunu seçtikleri zaman, devlet yok olmaya yüz tutar. Savaşa mı katılmak gerekiyor? Yurttaşlar paralarıyla asker tutar, kendileri evde otururlar; toplantıya mı gitmek gerekiyor, o zamanda milletvekilleri seçer, yine evlerinde otururlar. Tembellikleri ve paraları onlara sağlasa sağlasa yurdu köleliğe sürükleyecek askerlerle, onu satacak temsilciler sağlar.

Fransız İhtilalinin etkenlerinden olan ünlü yazar, Jean Jacques Rousseau söylemiş bu sözleri ve yine aynı adam demiş ki ; “Bugüne kadar hiç gerçek demokrasi görmedim.” Fransız ihtilalini de göremeden ölmüştür zaten. Peki Rousseau iki asır daha yaşamış olsaydı “gerçek” bir demokrasi görebilir miydi sizce? Hiç sanmıyorum.

İnsanoğlu doğduğunda çırılçıplaktır, özgürdür. Büyüdükçe birilerinin üstüne çıkar ve kendisini kimi insanların üstünde “efendi” gibi görebilir. Hep bir üstü, “efendisi” olduğunu farkedene kadar da yükselmek isteyecektir. Bir gün (şayet o gün gelirse) insan en üste kadar gelemeyeceğini anlar. Çünkü elindeki makam ve mevki hep birilerine, hep bir veya birkaç etkene bağımlı olacaktır. Bu aydınlanmış hale gelen insan özgür kalabilir mi? Bilemiyorum, ancak hiç olmazsa bilmeden “efendi” olabilmek için kölelik yapmaz. Hep kendisinden daha büyüğü olan birisi ömrü boyunca daha kıdemli bir köle olabilmek için yırtınacaktır.

Bunlar bizim için niye önemli dersiniz? Rousseau ve diğer birçok filozofun demokrasi dediği zaman söylediklerinin bugünkü demokrasiler olmadığını anlamak güç değildir. İşte bu sözde özgürlükçü düzen, doksan senelik demokraside beş defa zorla hükumeti ele geçirme eyleminin oluşmasını engelleyememiştir, on veya on iki senedir dokunulmazlıkların kalkmasıyla ilgili tartışmalara devam edilmesine ve darbe anayasasının günümüz şartlarına uygun bir “ileri demokrasi” ürünü haline getirilmesine bir katkı sağlamamıştır.. Üstelik yürütme erkini tek başına elinde bulunduran bir anlayış senelerdir meclisin büyük çoğunluğunu elinde bulundurmasına rağmen, daha önemsiz meseleler yerine devletin temel yapısıyla alakalı konuları tartışmaya koyup, tam anlamıyla çözüme ulaştıramamıştır. Ergün adalet sisteminin ve devlet temelinin tartışıldığı bir ülkede radikal ama gerçekten radikal değişiklikler yapmak istediğini söyleyen büyük güç; “yürütme” bile bu tür köklü değişiklikleri ya yapamıyor ya da geç, yarım yamalak yapıyor. Sorarım size sivri tartışmaların yapıldığı, siyasi içerikli açık oturum programları her zaman farklı kişi ve konularla yayınlarını nasıl sıklaştırıyor? Sorun çözülen yerde tartışma olur, sorun yaratılan ortamda tartışma olur, sırf daha güçlü olabilmek için ortalık karışsın isteniyorsa da tartışma olur. O yüzden bir şeyler tartışılıyor diye çözülüyor zannetmemek gerek.

Bir gün bakıyorsunuz bir futbol takımı her televizyon kanalında, diğer gün ise bir televizyon dizisi gündeme oturmuş, bir gün Suriye, başka bir gün başka bir şey, ama nedense konular ya küçük ya da önemli olmasına rağmen yüzeysel tartışmalara neden olan meseleler. İşte bunun nedeni siyasal düzen ve her hükümetin iktidarda kalma isteğinin bir sonucudur.

Demokrasi gelsin diye sokağa dökülen Mısır halkı şimdi de yeni düzeni beğenmedi. Acaba gelen sistemler sadece adı demokrasi olan ve size seçme yanılgısını sağlayan sistemler mi dersiniz? Irak’ta demokrasi ülkeyi çok daha önceleri üçe bölmüştü, Mısır’da demokrasi halkı birbirine kırdırma noktasına getirdi, Libya’da sokaklar demokrasi adına cehenneme döndü.

“Ben seçiyorum önümde bütün seçenekler var ve istediğimi temsilcim yapıyorum.” diye düşünmek büyük yanılgıdır. Ne de olsa Hitler de seçimle başa gelmiştir. Seçim demokrasi değildir ve temsilciyle gerçekten demokrasi olmaz. Günümüz nüfusu ve şartlarında gerçek demokrasi bir hayal ve günün şartlarında başka bir seçenek yok diyelim, peki herkesin demokrat olduğu güzel ülkemde neden her siyasi parti, milletvekillerinin sırasını dahi bir iki kişiyle belirliyor ve siz niye sadece belirlenmiş listelere oy atıyorsunuz? Neden kimse çıkıp “Ben kendi temsilcimi seçemiyorum seçme hakkım elimden alınıyor.” demiyor? Neden tek adamların kararlarıyla hareket eden siyasi görüşlerimiz var? Demek ki anlayışlarımız da demokratik değil.

İşte bütün soruların ve sorunların cevabını Eflatun bir cümlede açıklamış. Tabi burada sözü geçen eğitimden anlaşılması geren şey günümüzdeki sadece mesleki gereklilikleri öğreten kurumların devlet idaresine göre verdiği eğitim değildir. Yani tahsil oranınızı dikkate almayın. “Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır. Eğer bu sağlanamazsa demokrasi, otokrasiye geçebilir. Halk övülmeyi sever. Onun için, güzel sözlü demagoglar, kötü de olsalar, başa geçebilirler. Oy toplamasını bilen herkesin, devleti idare edebileceği zannedilir.

Emirhan UYSAL