İstanbul Barosu Yönetimi Düştü mü?

İstanbul Barosu içinde bulunduğumuz yılın başından beri, İstanbul Barosu Yönetimi ile Adalet Bakanlığı arasında yaşanan kriz sebebiyle stajını İstanbul Barosu’nda tamamlamış bulunan yüzlerce avukat adayı mağdur olmaktadır. Mesleğe adım atma hevesi kursağında kalmış meslektaşlarımızın, gayri-ihtiyari şekilde dâhil oldukları kriz süreci, 2013’ün sonuna yaklaştığımız bu günlerde dahi bir çözüme kavuşmaktan uzaktır.

Krizi bayraklaştırarak menfaatleri uğruna istikrarlı bir çözümsüzlük içine sokan taraflar arasında, siyasi söylemlerinden hukuku tamamen soyutlayan meslektaşlarımızın sayısı maalesef hiç de az değildir. Kasten oluşturulan bilgi kirliliği,  krizin gerçek mağdurlar tarafından anlaşılabilmesini iyice zorlaştırmaktadır. Bu sebeple objektif bir hukuki değerlendirme yaparak mağduriyetlerin sebebinin anlaşılabilmesine yardımcı olmayı hedeflemekteyiz.

Baro Yönetimi düştü mü?

Bilindiği üzere 14.09.2012 tarihinde yapılan İstanbul Barosu olağan genel kurulunda, grupların çarşaf listeler ile katıldıkları seçim neticesinde, Av. Ümit Kocasakal ikinci kez İstanbul Barosu Başkanlığı’na seçilmiştir. Ancak Av. Ümit Kocasakal ve seçimde Yönetim Kurulu listesinde bulunan sekiz avukat, Baro seçimlerinden yaklaşık beş ay önce, medyada “Balyoz Davası” olarak bilinen davanın 06.04.2012 tarihli duruşmasında sanık avukatlarının bulunduğu tarafa geçerek mahkemeyi protesto içerikli açıklamalarda bulunmuşlardı. Bu sebeple Baro Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyeleri’nden sekizi hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 277. madde hükmü uyarınca başlatılan soruşturma kapsamında hazırlanan iddianame, 08.02.2013 tarihinde Silivri 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmiş ve kovuşturma aşamasına geçilmiştir.

1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun ilgili maddeleri incelendiğinde; 90. maddenin 2. fıkra hükmü [1], “Haklarında avukatlığa engel bir suçtan dolayı son soruşturma açılmasına karar verilmiş” avukatların, baro organları seçimlerinde aday olamayacağını, yine aynı maddenin son fıkra hükmü [2] ise seçim yeterliğini kaybeden yönetim kurulu üyesinin görevinin sona ereceğini düzenlemiştir. Avukatlığa engel suçlar ise “Avukatlığa Kabulde Engeller” başlığı ile Kanun’un 5. maddesinde mesleğe engelde kabul edilecek diğer hâller ile birlikte sayılmıştır.

Baro yöneticilerine isnat edilen suçun avukatlığa engel suçlar kapsamına girip girmediğini tartışmadan evvel, birçok kişinin gözünden kaçan, bilerek göz ardı edilmediğini umduğumuz, Kanun’un diğer iki maddesini incelenmek gerektiği kanaatindeyiz.

Avukatların, avukatlık yahut baro organlarındaki görevleri esnasında işledikleri veya bu görevlerinden doğan suçların soruşturulması Kanun’un 58. maddesi [3] uyarınca Adalet Bakanlığı’nın vereceği izne bağlıdır. Adalet Bakanlığı’nın verdiği izin üzerine başlatılan soruşturma neticesinde hazırlanan iddianame ise Kanun’un 59. maddesine göre yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulur ve iddianamenin kabul görmesi halinde avukat Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanır. Yani çok kısaca özetlemek gerekirse, avukatların meslekleri ve baro organlarındaki görevleri ile bağlantılı olarak işledikleri suçların soruşturulması genel usulden tamamen farklı bir prosedür iledir.

İsnat edilen suçun işlendiği tarihte Baro Başkanı olan Av. Ümit Kocasakal ile suçun işlendiği tarihte yine İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyesi bulunan diğer sekiz meslektaşımızın, ilgili duruşmada İstanbul Barosu’nu temsilen bulundukları şüphesizdir. Baro Yönetimi’nin her ne kadar siyasi saik ile hareket ettiği iddia edilse de, hatta bu iddia doğru olsa bile, ancak ve ancak görev başında işlenmiş bir suçun varlığı tartışılabilir. Yoksa kendilerine suç isnat edilen şahısların ne Baro’yu temsilen ne de avukat olmaları itibariyle değil de bunlardan tamamen bağımsız bir sıfat ile duruşma salonuna giriş sağlayabilmeleri mümkün bile değildir. Nitekim iddianamede şüpheli olarak gösterilen avukatların hem duruşma salonundaki sıfatları, hem de yaptıkları açıklamalar İstanbul Barosu’nun temsili kapsamındadır.

Kanun’un 90. maddesinin 2. fıkra hükmünü tekrar hatırlayacak olursak, 58. maddede de bahsi geçen “son soruşturma” ibaresi dikkatleri çekecektir. Bu ibare göstermektedir ki, açılan soruşturmanın Baro organlarında görev almaya engel teşkil edebilmesi için 58. madde kapsamında, kişinin avukatlık mesleğini yahut Baro organlarındaki görevini ifa ederken gerçekleştirdiği bir eyleme ilişkin olması gerekmektedir. Buna göre açılacak özel nitelikli soruşturma yine aynı madde dâhilinde tarif edilen özel usule tabi olacaktır. Yani başka bir deyişle, şayet 90. madde “son soruşturma” ibaresini kullanmak yerine sadece “soruşturma” ifadesini tercih etmiş olsaydı, Kanun’un 5. maddesinde sayılan suçlardan herhangi birinden bahisle soruşturma açılması, bu soruşturmanın 58. maddede tanımlanan özel usule tabi olmasına bakılmaksızın Baro organlarına seçim engeli teşkil edecekti. Ancak böyle bir durum detaylarıyla izah ettiğimiz gibi söz konusu dahi değildir.

Netice olarak görevi devam eden İstanbul Barosu Yönetim Kurulu üyelerinin katılımıyla alınan kararlar, Adalet Bakanlığı tarafından yeterli bir hukuki temele dayanılmaksızın yok hükmünde kabul edilmektedir.

Stajyer avukatlar bu krizin neresinde?

Bir yıllık staj süresini başarı ile tamamlayan stajyer avukatlar gerekli belgeleri de tamamlayarak baro levhasına yazılma isteminde bulunurlar. Stajyer avukatların bu istemi başvuru tarihinden itibaren bir ay içerisinde Baro Yönetim Kurulu tarafından gerekçeli olarak karara bağlanır. Baro’nun olumlu yöndeki kararları Türkiye Barolar Birliği’ne, Türkiye Barolar Birliği’nin uygun bulma kararları ise incelenmek üzere Adalet Bakanlığı’na gönderilir.

Krizin geldiği noktada Adalet Bakanlığı, İstanbul Barosu Yönetim Kurulu tarafından alınan kararların yok hükmünde olduğunu, bu sebeple stajyer avukatların baroya yazılma isteminin kabulüne ilişkin mevcut bir karar bulunmadığını iddia ederek Barolar Birliği’nin uygun bulma kararlarını reddederek geri göndermektedir.

Adalet Bakanlığı tarafından reddolunarak Barolar Birliği’ne geri gönderilen kararlar hakkında Avukatlık Kanunu’nun 8. maddesi [4] 4. fıkrası uyarınca Barolar Birliği Yönetim Kurulu nitelikli çoğunlukla ısrar kararı verdiği takdirde artık Baro’nun kararı da onaylanmış sayılır. Adalet Bakanlığı ile İstanbul Barosu arasındaki kriz devam ederken, Türkiye Barolar Birliği işte bu fıkra hükmünü uygulamaya koyarak ruhsat başvurularının onaylanması sağlamaktadır. Tahmin edilebileceği ve stajyer avukatlar tarafından da tecrübe edildiği üzere tüm bu gelgitler, kurulların toplanması ve karar alması ile birlikte bekleme müddetleri de bunlara eklendiğinde stajyer avukatların ruhsatlarına kavuşmaları çok uzun sürmektedir.

DİPNOTLAR

  • “Haklarında avukatlığa engel bir suçtan dolayı son soruşturma açılmasına karar verilmiş veya geçmiş beş yıl içinde Disiplin Kurulunca verilecek kesinleşmiş bir kararla kınama, para veya işten çıkarılma cezalarıyla tecziye edilmiş olanlar Yönetim Kurulu üyesi seçilemezler. (Ek: 2/5/2001-4667/53 m.)  madde hükmüne dayanılarak görevine son verilenler, yapılacak ilk genel kurulda baro organlarına aday olamazlar.”
  • “Seçim yeterliğini kaybeden Yönetim Kurulu üyelerinin görevi kendiliğinden sona erer.”
  • Soruşturmaya Yetkili Cumhuriyet Savcısı Madde 58.(Değişik: 23/1/2008-5728/331 m.)Avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılır. Avukat yazıhaneleri ve konutları ancak mahkeme kararı ile ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet Savcısı denetiminde ve baro temsilcisinin katılımı ile aranabilir. Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü hali dışında avukatın üzeri aranamaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Ceza Muhakemesi Kanununun duruşmanın inzibatına ilişkin hükümleri saklıdır. Şu kadar ki, bu hükümlere göre avukatlar tutuklanamayacağı gibi, haklarında disiplin hapsi veya para cezası da verilemez.
  • “(Değişik: 2/5/2001-4667/7 m.)Baro yönetim kurullarının adayın levhaya yazılması hakkındaki kararları, karar tarihinden itibaren on beş gün içinde Türkiye Barolar Birliğine gönderilir. Türkiye Barolar Birliği kararın kendisine ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde uygun bulma veya bulmama kararını ve itirazın kabul veya reddi hakkındaki kararlarını onaylamak üzere karar tarihinden itibaren bir ay içinde Adalet Bakanlığına gönderir. Bu kararlar Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren iki ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya karar onaylandığı takdirde kesinleşir. Ancak Adalet Bakanlığı uygun bulmadığı kararları bir daha görüşülmek üzere, gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderir. Geri gönderilen bu kararlar, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılır; sonuç Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına bildirilir.”

Şerif Emir EKŞİ