Dar Bir Kesitten Geniş Bir Tahayyül

Kapitalizm, günlük hayatımızda herkesin sıkça duyduğu bir kelime daha doğrusu bir sanrı… Peki bize bu sanrıyı yaşatan özellikle son üç yüz yıldır Batı toplumunun -ki bir Doğu toplumu olarak ABD’yi de bu sınıflandırmaya sokabiliriz- yaşam şekli ve gerçeği olan kapitalizm, gerek kendi bakış açısı gerekse kendisinden gayrı etkilediği, yansıttığı ve sömürdüğü diğer ülke, toplum ve bireyler tarafından kendi yaşam gerçeklikleri içinde  nereye konuluyor; nasıl tanımlanıyor ve neye göre yargılanıyor? Kapitalizm bir ruh olarak neoliberal anlayışla zırhlanıp; küresel-köy olgusuyla yeni bir strafor yaratırken; bunu bütün dünyaya kabul ettirip daha doğrusu bizim düşünce anlayışımıza uygun söylersek bunun böyle olmadığı bilindiği halde fizik kuralları kadar hakikat payı noksan baskısını insan zihninde nasıl kurabiliyor; o hegemonyayı bütün dünyaya nasıl kabul ettirip  mecbur ediyor? Tröstleşen büyük şirketlerin siyasi haritalarda görülen devletlerden ziyade artık kendi vatandaşlık kimliklerini oluşturdukları bu süreç; internetin yaşam sahasına dahil olmasıyla sosyal medyanın faal bir şekilde 21. yüzyıla vurduğu damga nasıl  iki büyük buhran yaşayan kapitalizmi (1929 ve 2008) yeniden diriltip insanlığın vazgeçilmezi haline getiriyor. İnsanları silahla değil; kelimelerle vuran yazarlar, sömürgecilik anlayışını savaştan  ziyade sinema kültürüyle yapan şirketler; iktidar değişikliklerini, isyanları bir kurşunla değil; sosyal medyada kurşunlaşan bir sözle başlatanlar acaba yeniden dirilen kapitalist  anlayışın neresindeler yahut hangi neokapitalist anlayışa hizmet ediyorlar? Sadece bu ideolojiye sahip olmayanlardan ziyade bu sistemle kurgulananları dahi gerektiğinde sömürmekten geri durmayan bu anlayış nasıl dünya üzerindeki bütün toplumların gerçeği ve gereği olarak karşımıza çıkabiliyor. İşte yazacağımız yazı dizisinde bu soruların cevabına arayacak; aradığımız cevaplar sonunda bulduğumuz yanıtlara uygun sorular sorarak bu sisteme karşı akla ve vicdana uygun yanıtlar arayacağız. Dikkat buyurursanız sadece akla dair sorular demedim, vicdanı da hesap kitap meseli içine kattım; zira kapitalist bir dünyada vicdan AIDS’ten ölen bebeğe aşı yerine kar oranı  fazla diye fabrikalarda köpek maması üretmekten ibarettir; yani  kelimelerden ibaret yokluk senfonisi… Bu anlayışı yıkmak bir yana (zira bu anlayışı yıkmak solcu aydınların ya da yeni dönem İslamcı düşünürlerin zannettiği gibi basit bir sorun değil; geniş bir tefekkür ve aksiyoner bir dünya nizamına muhtaçlık kudretine muktedir olabilmektir) en azından sistem hakkında bazı şüphelere  ve yeni sorulara sebep aramak için yazı dizimizin altı temel fraksiyonu olacak. Bunlar:

a-)Genel Bir Bakış

b-)Kapitalizmin Doğuş Öyküsü

c-)Neo Liberal Anlayışla Kapitalizmin Yeniden Dirilişi

ç-)Neo Liberal Görüşler ya da Yeni Kapitalist Anlayışlar

d-)Sisteme Dair Eleştiriler ve Çıkış Yolları

e-)Kapitalizmin İnsanı yahut İnsanın Kapitalizmi

İnsanlık tarihi açısından her büyük atılım arkasında büyük bir birikim ve bu birikimle oluşturulan hamle neticesinde devasa bir sistem meydana getirir. Bugün insanlık bu büyük atılımı tarih boyunca iki defa gerçekleştirebilmiştir. İlki M.Ö. 8000 yılında göçebe toplumdan tarım toplumuna geçiş sürecidir. Şimdilerde bizim için hiçbir anlam ifade etmeyen sabanın bulunuşu, toprağın işlenmesine imkân sağlamış ve insanlığın medeniyetler oluşturmasına imkân sağlayacak  düzenin temel dinamiği olmuştur. Tarım toplumuna geçiş yerleşik hayatı doğurmuş; neticesinde köyler, kasabalar, şehirler, ülkeler ve imparatorluklar kurulmasına; sanatın, edebiyatın ve siyasetin artık gerçek manada oluşmasına; özel mülkiyet, sınıfsal farklılık gibi kavramların hayatın gerçeğine dönüşmesine imkân sağlamıştır. Yaşadığımız ikinci büyük atılımsa şu an yaşadığımız kapitalist süreçtir.

Kapitalizmin doğması her ne kadar 18.yüzyılın başlarına denk düşse de biz bunu daha geniş bir perspektiften ele almak mecburiyetindeyiz. Kapitalizm dendiği zaman ortaya üç  önemli nokta düşmektedir. Bunlar sırasıyla   iletişimde  devrimsel nitelikte hızlanma (buharlı trenden bugün internette  sosyal medya ağına kadar olan geniş alan), makineleşme (buharlı makineyle başlangıç) ve demokrasi. Sorulması gereken ilk soru şuradan gelmekte: Bahsedilen bu üç nokta tarih boyunca ilk defa mı  görüldü; yoksa önceden insanlık bu süreçleri yaşadı mı? Bazı kuramcıların dediği gibi kapitalizmin doğuşu İngiltere’nin küresel sömürge ağına sahip olmasından kaynaklanan ulaşım ağı mı; o zaman bundan üç bin yıl önce Doğu Akdeniz’de kolonicilik faaliyeti yürüten ve geniş bir ulaşım ağına sahip olan Fenikeliler’i nereye koyacağız? Varsayalım özgür ortamda hür iradesiyle hayat hakkı bulan insan her şeye muktedir olabilir yani demokrasi kurgulamıştır, diyelim kapitalizmi. O zaman Sokrat’tan bu yana hakikati söyleyeni darağacında sallandıran demokrasi tabii ki konuşma ve savunma hakkınızı vermek kaydıyla neden Antik Yunanda değil de 18. yüzyıl  İngilteresi’nde ortaya çıktı. Fransız İhtilali’nin başkahramanlarından Danton’u dahi devrimin hemen ertesinde asan ve giyotine giderken celladına ”Kesilen başımı halka göster; çünkü bu gösterilecek bir baştır.” diye serzenişte bulunan Fransa’da değil de neden İngiltere de? Tabii İngiltere’de de az kişinin başına mal olmamıştır demokrasi; bunun sayısız örnekleri var. En başta bir Kral; lakin kapitalizm ilk neden İngiltere’de? Desek ki okuryazar oranı; iyi de matbaa Almanya ‘da Gutenberg’le hayat buldu; Aydınlanma Çağı’nın kalbi de  Fransa’ydı; bu da yanıtsız… Zihin dağarcığımızı biraz daha geniş tutalım ve şunu söyleyelim; İngiltere’deki çitleme yasasıyla halka özel mülkiyetin yolu açıldı; bu da kapitalizme önayak oldu. O zaman Afrika’da, Nil Havzası’nda kapitalizm doğmadı da; neden şu an onlar kapitalizmin elinde can çekişiyor? Geriye tahmin edilebileceğiniz gibi tek bir  yanıt kalıyor: buharlı makinenin icadı yani ısı enerjisinin mekanik enerjiye dönüşmesi. 1770′lerde James Watt tarafından icat edilen buhar makinesi arzın ortasına İngiltere’nin mızrağı sokması demekti kimilerine göre. Buharlı trenin yapımı ve bugün internetin yaşam sahamıza dâhil olması şüphesiz bu buluşun ürünüydü. Üstünde ”Güneş  Batmayan İmparatorluk” diye siyasi literatüre giren tarihi gerçek ve devasa imparatorluk… Acaba? Kapitalizm burada doğmuştu; ama şu anlama gelmiyordu; ebediyen burada kalacak. Daha hızlı koşmazsanız hep daha hızlı koşan birileri  bulunur, bu hayatın gerçeği; o da bulundu, yani zaman… Eğer ki yenilik ve ilerleme gelmezse; nasıl devrim ilk çocuklarını yer; kapitalizm de ilk çocuğunu yedi… Bundan sadece yüzyıl sonra daha yeni siyasi birliğini kuran ve hiçbir deniz kolonisine sahip olmayan Almanya ekonomik yönden dünyanın en büyük deniz kolonisine sahip İngiltere’yi yakalamış ve bundan elli yıl sonra ise ABD her iki devleti de kapitalist arenada geride  bırakmıştı… İşin garip tarafı sistemin kurucusu,fedaisi olan İngiltere’de sisteme sistemli bir eleştiride bulunan Alman filozof Karl Marx’ın Ploretar (İşçi) Devrimi birer kapitalist toplum olan İngiltere, Fransa, Almanya ya da ABD’de değil; tamamıyla tarım toplumu olan Rusya’da hayat bulmuştu; sisteme sistemli bir eleştiri dahi şimdiye kadar yapılmadı, yapılamadı; en azından tutmadı. Ve Güneş Batmayan İmparatorluk’tan Greenwich’e çekilen İngiltere, bugün kapitalist arenada başaktör ABD’nin maşası…

Kapitalist sistem başta zannedildiği gibi daha çok üretim; daha çok zaman, daha  kaliteli ürün, daha iyi yaşam standardı, daha iyi olanak, daha iyi insanlık… Bize ezberletilen daha daha daha  iyi artık bahsedilen her neyse o değil miydi? Yoksa açlık, savaş, terör, yoksulluk, gecekondulaşma, insanın kendine yabancılaşması, yalnızlık, makineleşme, tröstleşme  ya da en tepedeki “Big Brother’ın” [1] da söylediği gibi “Bir damla petrol; bir damla kandan değerlidir” [2] sözünün ezberlettirilip insanlık vicdanında bayraklaştırılması mıydı? “Liberalizmin hürriyeti hür bir kümeste bir tilki hürriyeti” [3] diyen akli zeka yanılmış mıydı? Ya bütün insanlık yolunu şaşırdı; yahut çağımızda birkaç Erasmus hala var ve delirmek üzereler. Muamma, muamma… Soruları dahi doğru sormayı bilmiyoruz; zira sistemin bize ezberlettiği ya da sınırları  sadece onun çizdiği  kadar  sorular   sorabiliyoruz. Şairin dediği gibi:

“Fareleri küheylan, balkabağını fayton yapacaklar;ama saat gece yarısını vurur vurmaz bütün büyü bozulacak”[4]

Saat 12:01 geçiyor, masal bitti; şimdi kabusu yaşıyoruz. Hem de sorularla…

Hamza ÖZCAN

DİPNOTLAR VE KAYNAKÇA

  • “Big Brother”: George Orwell’in 1984 adlı romanında her şeyi, herkesi izleyen ve kontrol etmeye çalışan hayali karakter.
  • İngiliz devlet adamı Winston Churchill’in İngiliz siyasetini anlatan tarihi sözü.
  • Cemil Meriç’in Mağaradakiler eserinde Liberalizme  getirdiği şahsi tespit.

İsmet Özel, Cuma Mektupları-8.