6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda Pasif Husumet Yokluğu ve Temsilde Hata

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun’un yürürlüğe girmesi 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun tartışmalı birçok maddesine çözüm getirdi. Ancak uygulamada nadiren de olsa gün yüzüne çıkan sorunlar, kanunsal bazda çözümden hala uzak. Kronikleşen tartışmalar, kanun koyma aşamasında teorik olarak tedavi edilmek yerine, uygulamada çözümlenmek üzere Yüksek Mahkeme’nin neşterle müdahalesine açık hale getiriliyor. Bu durum ise Yargıtay’ı bir “İçtihat Mahkemesi” olmaktan çok, teorik tartışmaların içine itilen bir yüksek yargı organı haline getiriyor. Bu yazımızla; kanun koyucu tarafından “üvey evlat” muamelesine tabi tutularak net bir çözüme kavuşturulamamış konulardan sadece biri olan, “Pasif Husumet Yokluğu ve Temsilde Hata” kavramları irdelenecektir. Uygulamada birbirine karışmış bu iki terim, gerçek bir uyuşmazlıktan yola çıkılarak ayrıştırılmaya ve açıklanmaya çalışılacaktır. Tüm hukuk emekçilerinin istifadesine arz ederiz.

Uyuşmazlık konusu davada; Z A.Ş.’nin, Çin’den satın aldığı emtianın taşınması sırasında hasar görmesi sebebiyle Davacı X Sigorta A.Ş.’yi, sigortalısı Z A.Ş.’ye ödediği sigorta tazminat bedelinin rücuen tahsili için Y Ltd. Şti.’ye dava açmıştır. Davacı, Taşıma işleri komisyoncusu olan davalı Y Ltd. Şti.’yi dava dilekçesinde “Donatan’a izafeten davalı” olarak göstermiştir. Bunun üzerine davalı Y Ltd. Şti. cevap dilekçesinde;  kendisinin taşıma işleri komisyoncusu olması ve donatanın acentesi veya taşıyanı durumunda olmamasından dolayı husumetin kendisine yöneltilemeyeceğini ileri sürerek, pasif husumet yokluğundan dolayı davanın reddini talep edilmiştir. Davacı ise cevaba karşı cevap dilekçesinde; davalı Y’nin uyuşmazlık konusu olayda taşıma işleri komisyoncusu olduğunu kabul ederek  dilekçesindeki “Donatan’a izafeten” ibaresini kaldırmış ve burada pasif husumet yokluğu değil “temsilde hata” bulunduğunu, temsilde hatanın ise “davanın her aşamasında ıslaha gerek olmadan düzeltilebilecek bir maddi hukuk hatası” olduğunu ileri sürmüştür.  Davalı Y’nin en kısa ve kolay yoldan açılan davayı lehine neticelendirebileceği husus bu olduğu için, “pasif husumet yokluğu” ve “temsilde hata” kavramlarının, Yargıtay içtihatları ile doktrin görüşleri bağlamında irdelenmeli ve ayrıştırılmalıdır. “Pasif husumet yokluğu” ve “Temsilde hata” kavramları, her ne kadar homojen olarak birbirine karışmış gibi görünse de, davada ileri sürülmesi ve davanın akıbeti bakımından farklı sonuçlar doğurmaktadır. Bu sebeple iki terimin farkları ve sonuçları hem doktrin hem de içtihatlar bağlamında kategorize edilerek madde madde incelenecektir. Şöyle ki;

1-Öncelikle pasif husumet yokluğu, “davalı olma sıfatı” anlamına gelmektedir. (Baki Kuru-Hukuk Muhakemeleri Usulü) Örneğin; bir alacak davasında davalı olma sıfatı, o alacağın gerçek borçlusuna aittir.  Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2005/8103 E. numaralı kararında; “…Eğer davalı, davacının yönelttiği hakkın istenebileceği kişi değilse davada taraf sıfatı olmadığından mahkemece bu durumda davaya konu edilen hakkın esası hakkında bir inceleme yapılmayıp, davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekmektedir…” diyerek, bu ölçütü aynen vurgulanmıştır. Uyuşmazlık konusu olaya dönecek olursak davacı, donatanın  yabancı şirket olması hasebiyle hızlı tahsilat yapabilmek adına, X Sigorta A.Ş.’yi yönelttiği hakkın istenebileceği kişi  olarak baz alarak, davayı Y Ltd. Şti.’ye izafeten dava açmıştır. Ancak davacının cevap dilekçesinde belirtildiği gibi, davalı  ne acente ne de akdi/fiili taşıyandır. Bu sebeple, davacının atfettiği taraf sıfatına sahip ol(a)mayan Y Ltd. Şti.’ye husumet tevcih edilememelidir. Nitekim Yargıtay’ın da pasif husumet yokluğundaki bu duruşu istikrarlı bir seyir içerisindedir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi  20010/301 E. … Sigortacının, tazminatın kaldırılmasını sağlayabileceği oranda sigorta ettirene rücu edebileceğini hükme bağlanmıştır. O halde, davacı sigortacı, bu davayı ancak kendi akidine karşı açabilecektir. Oysa davalı, sigorta ettiren olmayıp, sözleşmenin de tarafı değildir. Davalının sigortalı aracın sürücüsü konumunda olduğu iddia edilmektedir. Açılan davanın pasif sıfat ( husumet ) yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir…)

Temsilde hata veya temsilcide hata da ise; yanlışlıkla dava açılan ve asıl dava açılması gerek kurum/kişi arasında; “Alt ünite-Üst ünite, Merkez-şube, Şirket-acente” ilişkisi benzeri, temsil teriminin bünyesinde barındırdığı “temsil veya temsil olabilecek “ nitelikte sıkı bir ilişki aranmaktadır. Yargıtay’ın bu bağlamda neredeyse müteaddit derecede kararları mevcuttur. Örneğin Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2003/8795 E. numaralı kararı,  temsilde hatanın kabul edilmesi için dilekçede yanlışlıkla gösterilen davalı ile asıl gösterilmesi gereken taraf arasındaki sıkı ilişkiye dikkat çekmiştir. (Davacılar, kendilerine zarar veren kuruluşun il temsilciliğini davalı göstererek tarafta değil temsilcide hata yapmışlardır. Bu gibi durumlarda HUMK. 39/1-2 maddesi gereği davacıya davayı gerçek hasıma yöneltip, dava dilekçesinin tebliği için mehil verilmesi gerekir. Bu yapılmaksızın davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş olması doğru değildir… ) 

Yargıtay’ın temsilde hata konusundaki içtihatları genel olarak bu doğrultudadır. (HGK. Kararı – 21.3.1984 tarih ve 1981/4-1103 E., 1984/300 K. “… Davacılar, kendilerine zarar veren kuruluşun il temsilciliğini davalı göstererek tarafta değil temsilcide hata yapmışlardır. Bu gibi durumlarda HUMK. 3911-2 maddesi gereği davacıya davayı gerçek hasıma yöneltip, dava dilekçesinin tebliği için mehil verilmesi gerekir. Bu yapılmaksızın davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş olması doğru değildir… – Yargıtay 11. Hukuk Dairesi  2008/6353 E.  “… Davacı, dava dilekçesinde THY Müşteri Hizmetleri Yetkilileri’ni davalı olarak göstererek dava dilekçesini vermiş ve 11.12.2006 tarihli dilekçesiyle de dava açma iradesinin THY’ye karşı olduğunu açıklamıştır. Davanın, Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı aleyhine açılması gerektiği sabit olmakla birlikte, somut olayın özelliği gereği davacının temsilde hataya düştüğü sonucuna varılmak gerekir.)

Yargıtay, davalının yanlış gösterildiği durumlarda pasif husumet yokluğu ve temsilde hata kavramını birbirinden ayırırken, “sıkı ilişki” ölçütünü bir nevi turnusol olarak kullanmaktadır.  Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu olayı incelersek davacı, cevaba cevap dilekçesinde davalı Y Ltd. Şti.’nin “taşıma işleri komisyoncusu” olarak ikrar etmiş ve “Donatan’a izafeten” ibaresini düzeltilmişti.   Davalı Y Ltd. Şti. “taşıma işleri komisyoncusu” olarak tamamen ayrı bir tüzel kişi ve organizasyon yapısına sahip kabul edildiğinden ve Donatanla  ilişkisi sadece “taşıma işinin vekili adına organizasyonu” olduğundan, davalı Y Ltd. Şti’ye “Donatan’a izafeten” dava açılması, temsilde hata değil bariz bir pasif husumet yokluğudur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2009/12922 E. numaralı kararı bu durumu ispatlar mahiyettedir. (…Davalı ve dâhili davalı bağımsız birer tüzel kişiliğe sahip olduğundan, olayda temsilde hata söz konusu değildir…)

2- Gerek pasif husumet yokluğu gerek de temsilde hata, davanın her aşamasında ileri sürülebilmektedir. Temsilde hatanın düzeltilmesinde davacı ıslaha gerek olmadan bu yanılmayı düzeltebilir. Örneğin Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2008/6353 E. numaralı kararında “…Yerleşik Yargıtay uygulamasına göre de temsilde hata halinde dava husumetten hemen ret edilmez, doğru hasma yöneltilmek üzere davacı tarafa süre verilir ve sonucuna göre hüküm kurulur…”  hususunu vazederek, temsilde hatanın sonuçlarını izaha gerek bırakmadan açıklanmıştır.

Pasif husumet yokluğunda Yargıtay’ın yerleşik içtihadı ise, davalının ıslah edilerek değiştirilemeyeceği yönündedir.  Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2009/12922 E. numaralı kararında bu hususa (“… Ayrıca mecburi dava arkadaşlığının bulunmadığı hallerde, bir dava açıldıktan sonra davalı tarafı değiştirmek ya da mevcut davalı taraf yanına bir başka davalı taraf ilave etmek, ıslahla dahi mümkün değildir. Usul yasamızda davanın nasıl açılacağı gösterilmiştir. Sorumlu olanlardan biri hakkında dava açıldıktan sonra diğer bir sorumlunun dışarıdan davaya ithal edilmesi ve hakkında hüküm tesis edilmesi olanağı bulunmamaktadır…”) şekliyle değinerek, doğru davalıya husumetin yöneltilmemesi durumunda ıslahla dahi telafi edilme imkânının bulunmadığını vurgulamıştır. Dolayısıyla tek çare, husumetin yeni bir dava yoluyla yöneltilmesidir. Çünkü Yargıtay’a göre bu husus kamu düzenine dayandığından bir nev’i zımni dava şartı olarak görülmelidir. Doktrinde Baki Kuru’ya göre ıslah, davanın tarafları lehine getirilmiş ve hataların telafisine olanak tanıyan bir müessese olduğuna göre, yeni bir davalıya husumetin yönlendirilmesi açısından da ıslahı mümkün görmektedir.

3- Bu kadar derin farkları bünyesinde bulunduran iki medeni usul terimi, elbette sonuçları bakımından da ciddi farklar içermektedir. Pasif husumet yokluğu halinde dava, usuli bir hükümle husumetin yanlış yöneltildiği taraf açısından reddedilir. (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 2007/775 E. “Dava, iş bedelinin tahsili istemiyle açılmış, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı C. bazı işlerin yapımını davacılara vermiştir. Davacılar taşeron konumundadır. Davacıların akdi ilişkileri C. iledir. Davacılarla iş sahibi M. arasında akdi ilişki olduğu ispatlanamadığından, davalı M. hakkında açılan davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddi gerekirken, davalı M. yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir…”)

Temsilde hata da ise dava reddedilmez ancak; doğru hasma yöneltilmek üzere davacıya süre verilerek bunun sonucuna göre hüküm kurulur. (HGK. Kararı – 21.3.1984 tarih ve 1981/4-1103 E. 1984/300 K. “… Davacılar, kendilerine zarar veren kuruluşun il temsilciliğini davalı göstererek tarafta değil temsilcide hata yapmışlardır. Bu gibi durumlarda HUMK. 3911-2 maddesi gereği davacıya davayı gerçek hasıma yöneltip, dava dilekçesinin tebliği için mehil verilmesi gerekir. Bu yapılmaksızın davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş olması doğru değildir…”)

SONUÇ

Yukarda izah etmeye çalıştığım içtihat ve doktrin verileri penceresinden Davacı X Sigorta A.Ş.’nin,  Y Ltd. Şti.’yi “Donatan’a izafaten” davalı olarak göstermesi açık bir pasif husumet yokluğudur.  Çünkü  Y Ltd. Şti, ve Donatan arasında Yargıtay kararlarında mevcut olduğu gibi, temsilde hata edilebilecek derecede  “sıkı bir ilişki” de bulunmamaktadır. Zaten bu husus davacının cevaba karşı beyan dilekçesinde, Y Ltd. Şti.’nin taşıma komisyoncusu olarak kabul edilmesiyle ikrar edilmiştir. Kaldı ki davacının aynı dilekçesinde, uyuşmazlık hususunu temsilde hata olarak nitelerken dayandığı Yargıtay kararı da “…’ya izafeten acenteye açılan davanın temsilde hata kabul edilmesi” ile ilgilidir. Malumdur ki Donatan-Acente kavramı, Yargıtay’ın yukarıda belirtilen sıkı ilişki ölçütünü bire bir karşılamaktadır. Davacının böyle bir ölçüt barındıran Yargıtay kararına dayanıp, aynı dava dilekçesinde Y Ltd.Şti.’ni taşıma işleri komisyoncusu olarak ikrar etmesi çelişkidir. Zira taşıma işleri komisyoncusu  acente gibi bağımlı bir yapıya sahip değil, bağımsız ve ayrı bir tüzel kişilik olarak örgütlenmektedir. Naçizane kanaatimiz;  davanın usuli bir kararla Davalı Y Ltd. Şti. açısından reddedilerek asıl dava açılması gereken dava dışı Donatan’a yeni bir dava yoluyla ileri sürülmesi yönündedir.

Ömer Faruk ALİMOĞLU